#GirişimciyeTüyo

Tazeler


Etiketler


Eskiler


Girişim Sermayesi Fonları

Startuplar için en önemli finansman imkanlarından biri: Venture Capital (VC)

Bora YılmazBora Yılmaz

Son dönemde girişim sermayesi (venture capital (VC)) fonlarını fazlaca duyduğunu düşünüyorum. Şu startup şu fondan yatırım almış, bu startup öbür fondan diye bir çok haberle sen de karşılaşıyorsun mutlaka. Halen bazen risk sermayesi olarak da adlandırılan, ancak bence daha doğru karşılık olarak girişim sermayesi diye de bilinen VC’ler, startup finansmanı en için önemli mekanizmalardan biri. Çünkü özellikle erken aşamanda, ‘hızlı’ büyümen için gereken ve çevrenden (ailenden, meleklerden), devletten ya da bir bankadan bulamayacağın kadar yüksek miktarda parayı şirketine sadece senin sunacağın büyüme planları çerçevesinde koyabilme riskini alabilen ve işin aslı tam da bu riski almak üzere kurulmuş tek yapı bir VC. Sadece para da değil, iş çevresiyle ve sana sağlayacağı know-how desteği ile büyümeni daha da hızlandırmaya çalışacak olan VC, sahip olduğu kaynakla da sadece bir kerelik değil, birden fazla kez yatırıma ihtiyaç duyduğunda da yanında olabilecek bir yapı. (Not: Girişim sermayesi private equity demek, yanlış terim kullanıyorsun diyenler buraya)

Daha önce belirttiğim gibi , özel sermaye fonlarının bir alt kümesi olan girişim sermayesi fonlarının temel özelliği, yüksek risk içermesine rağmen yüksek de getiri ve büyüme potansiyeline sahip, daha erken aşama şirketlere yatırım yapıyor olmaları. Ama en önemli noktalardan biri, VC’nin de diğer özel sermaye şirketleri gibi yatırımcılarından topladığı parayla yatırım yapan, yatırım yaptığı şirketten belli bir süre sonunda çıkış (exit) hedefleyen bir ticari işletme olduğu.

Bunun altını özellikle çiziyorum. Çünkü Türkiye’de belki de en çok karıştırılan şeylerden biri bu: Bir VC’nin varlık sebebi! Bunun yeteri kadar anlaşılamaması da her kesim için beklentileri yanlış ayarlamamıza sebep olabiliyor. İşin aslı, VC’ler de basit anlamda tüm ticari işletmeler gibi kazanç ve kar amacıyla kurulmuş organizasyonlar. Bu yüzden bir VC ‘sadece bir fikri beğendiği’ ya da ‘girişimciyle sohbet etmekten keyif aldığı’ gibi kişisel sebeplerle yatırım yapmaz. Asıl sebep, yaptığı yatırımın VC’nin kendi belirlediği kriterler çerçevesinde kazançlı bir yatırım olduğunu düşündürmesidir. VC’ler yatırım yapacakları girişimleri nasıl belirler daha sonra yazacağım ama şunu not etmek gerek. ‘Bu teknolojiyi elin Amerikalı’sı kullanıyor, bizim neyimiz eksik’ gibi ulvi sebepler yatırım değerlendirme kriterlerinde olmadığı gibi, her ne kadar gelişmiş ülkelerde VC finansmanı büyümenin ve inovasyonun önemli yapı taşlarından da olsa, yaratılan yeni işlerin ve iş gücünün önemli bölümü VC destekli şirketler tarafından yaratılmış da olsa, ülke GDP’lerinin(Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) önemli bir bölümü VC destekli şirketler tarafından yaratılmış da olsa, bunlar yatırım sebebi değil, VC motorunun işlediği ülkeler için bir sonuçtur. Bu önceliklerle bir girişimin desteklenmesi daha çok devlet kurumlarının, STK’ların, üniversitelerin, Tübitak’ın, vs’nin misyonudur. Kısacası, bir VC’nin neden varolduğunu anlaman, bir VC ile kuracağın diyalogda, beklentileri her iki taraf için de daha doğru bir zemine oturtmanı sağlayacaktır.

Kabul etmek gerek ki VC kavramı ülkemiz için çok yeni. Türkiye’de 212 ile başlayan fon oluşumları Revo Capital ile devam etti. Son katılan DCP‘yi de ekleyip, 3TS, Earlybird, Hummingbird gibi yurtdışı merkezli ama Türkiye odağı (ofisi) da olan VC’leri kattığınızda malesef ekosistemin resmi çıkıyor. (Arada gelip giden ve yatırım yapan yabancı fonları saymıyorum). Tabii ki yeterli değil ve daha da büyüyecek. Elbette hem seviye hem de miktar olarak bu VC’ler kadar yatırım yapan başka yapılar da var. Ama ‘gerçek bir özel sermaye’ şirketi olarak çalışan yapılar bu kadar. Girişimin için zamanı geldiğinde bu tür kurumsal, gerçek VC’leri tercih etmeni tavsiye ederim.

VC mekanizmasının nasıl işlediğine başka bir yazıda detaylı bakalım ama yapının hangi belli kalıplar dahilinde işlediğini de şimdiden yazayım: Bir fon yaratmak ve sonra  da bunu yönetmek adına bir kaç kişi bir araya gelir (fon yönetim ekibi); belli bir süre uğraşarak (neden, kime, nasıl yatırım yapacaklarını, ne kadar fon toplayıp, ne kadar geri dönüş beklediklerini ve daha bir çok şeyi ortaya koyarak) kurumsal ve bireysel yatırımcıları fonlarına yatırım yapmaya ikna eder; fon toplama işlemi bittikten sonra yatırımcılarına söz verdikleri kurallar ve kriterler çerçevesinde (yatırım komitelerinin onayı ile) yatırım yapar; bu yatırımları yaptıktan sonra da büyümeleri için gerek know-how desteği gerek de iş ağını sağlar; büyümeye paralel olarak da planları doğrultusunda çıkışlarını gerçekleştirmeye çalışır. Ve çok önemli bir nokta: Ekip bunu belli bir süre içerisinde yapmaya çalışır, çünkü VC kurulurken yatırımcılarına fonun kaç yılda kapanacağını, sonlanacağını belirtmiştir. Diğer bir deyişle, ben dahil diğer fon yöneticilerinin hiç biri bir gün de yatırım kararı vermez ya da diğer bir deyişle veremez. Yatırım bir süreçtir ve değerlendirme bir çok aşamayı, evreyi içerir. Çünkü fon yönetim ekibi yatırımcılarına karşı sorumludur, yaptığı yatırımların sorumluluğunu taşır.

Tam bu yazıyı yazarken 212 fon yöneticilerinden Dilek Dayınlarlı‘in yazısını gördüm. Çok detaylı olarak yatırım yaparken ki beklentilerini yazmış. Aşağıdaki bir çok yorumu okuduğumda da aslında yukarıda anlatmaya çalıştığım konunun ne kadar bilinmediğini daha da net farketmiş oldum. Tüm VC’lerin ‘yatırım yapmış olmak için değil’, kendisine gelen 1200 firmadan en iyisini seçmeye, her şeyden önce kendisinin ihtiyaç duyduğunu çok iyi farketmek gerekiyor, çünkü sonuçta yatırım yapılan işlerin çıktıları VC’lerin performansını ve ‘varlığını’ tanımlayacak. Ve yeniden yazıyorum, VC ekosisteminin Türkiye’de henüz emekleme aşamasında olması, VC’lerin yeni ve ‘ilk fon (first time fund)’ oluşu, yapılan yatırmlar ile tecrübelerin artması, sistemin de henüz öğrenme anlamında kendi kendisini besliyor oluşu, yeni oyuncuların pazara girişi, çok daha fazla yeni girişimin ve girişimcinin denkleme katılması, girişimincinin de bilgi dağarcığının ve tecrübesinin büyümesi, pazarda çok daha fazla sayısa çıkışın olması, ülkenin de ekonomik verilerinin gelişmesi ile orta uzun vadede çok daha sağlıklı bir ekosistemimiz olacağı aşikar. Peki geliştiğimizde herkes yatırım alabilecek mi, ya da her VC yatırımı başarılı olacak mı? Hayır, hepsi değil. Hatta VC yatırımının en popüler olduğu Amerika’ya baktığında, kurulan işlerin sadece %0.05’i VC yatırımı alıyor (yani %99.95’i al(a)mıyor) ve yatırım alanlar üzerinden VC performanslarını değerlendirildiğinde ise yatırım yapılan şirketlerin yaklaşık %75’i (Yani 4’te 3’ü) hiç bir şekilde kazanç getirmiyor ve başarısız oluyor. Bunun bir çok sebebi var elbette. Yanlış seçimler olduğu kadar, yanlış ekipler, yanlış zaman, yanlış rakipler, vs vs. Liste uzun, yazması başka zamana…

“Bir VC, şirketinin büyüme potansiyeli ile ilgilenecek ve kendi kriterleri çerçevesinde şirketini değerlendirerek yatırım yapmak isteyecektir. Beklentisi, yaptığı yatırım ile erken aşamadaki şirketinden hisse almak, senin aldığın bu parayı doğru ve gerektiği şekilde kullanarak şirketini büyütmen ve bu büyüme sonrasında da sahip olduğu hisseleri büyüyen şirket değerine paralel bir fiyattan satarak kazanç elde etmektir. Bir VC, gelecekteki performansını tahminlemeye çalışacak, bunu yaparken de bugüne kadar ki performansını baz almaya çalışacaktır. O yüzden ona bugüne kadar yaptıklarını, başardıklarını en doğru şekilde aktarman ve bunlar üzerine doğru kurguladığın bir projeksiyon yatırım potansiyelini arttıracaktır.”

— #GirişimciyeTüyo

Genellikle bir VC, sen bir girişimci olarak önce kendi paranı, sonrasında ise (bulabilirsen) bir melek yatırımcının parasını şirketin için kullandıktan sonraki aşamada gelir ve şirketine yatırım yapar. Bunun yanı sıra en erken aşamada, her şey bir ‘fikirken’ tohum yatırımı yapan VC’ler de bulunuyor. Bir VC şu aşamada ya da sadece şu alanlarda yatırım yapar diye bir kural yok. Her bir VC birer ticari kuruluş olarak, kime, hangi aşamada, ne kadar yatırım yapacağına kendisi karar verir (yukarıda bahsettiğim gibi fonu da yatırımcılardan bu çerçevede toplar). Bazı VC’lerin hemen hiç bir sınırı olmadığı ve her alana yatırım yaptığını; bazılarınınsa sadece bir ya da iki alanda yatırım yaptığını görmen mümkün. Bu farkın sebebi, VC kurulurken oluşturduğu kendi oyun planları ve stratejilerdir. Örneğin biz Revo Capital olarak sadece ‘Kurumsal Bulut’, ‘Nesnelerin Internet’i’ ve ‘Ticaret Yetenekleri (reklam, pazarlama, finansal, perakende teknolojileri gibi)’ konularında olmak üzere 250.000 USD ile 4.000.000 USD arasında yatırım yapıyoruz. Hemen her VC yatırım yaptığı alanları ve seviyeleri Internet sitelerinde ya da farklı kanallarda açıklamakta.

“Bir VC’ye başvurmadan önce işinin seviye ve iş alanı olarak gerçekten yatırımcı olarak almayı düşündüğün VC için doğru seviye ve alanlar olduğunu kontrol etmelisin. Böylece, hem senin konuna odaklanmış VC’leri bulabilir, böylece çok daha çabuk yatırıma ulaşabilirsin, hem de uygun olmayan VC’lere başvurarak boşuna zaman kaybetmezsin.”

— #GirişimciyeTüyo

Bir VC birden fazla sayıda, farklı aşamada ve konuda şirkete yatırım yaparak bir portföy oluşturur. Hatta bazen aynı konuda birden fazla şirkete yatırım yapabilir, hangisinin başarılı olacağını bilmeden. Beklenti, portföy içerisindeki tüm yatırımların çok yüksek performans göstermesidir. Ancak, gerçekte ise yatırımlardan önemli bir bölümü başarısız olur. Bu işin yüksek risk kısmı da budur. Genel (Amerika) VC istatistiği, yapılan yatırımların %30-%40’ının tamamen başarısız olduğu, %30-%40’ının yapılan yatırım kadar geri dönüş sağladığı, %10-%20’sinin ise çok yüksek dönüşler sağladığı yönünde. 2012 yılında WSJ’de yazan bir makaleye göre ise %75’inin yatırılan miktarı döndürmediği yönünde. Çok başarılı olan yatırımların da (bu da yüksek getiri) olduğu bir protföy ile VC yatırımcılarından aldığı yatırımları, yine yatırımcılarına geri döndürür. Yatırımcıların beklentilerinin de yatırılan paranın bir kaç katı mertebesinde olduğunu unutmamak gerekir.

VC @ Revo Capital

Yorumlar 0
Şu anda hiç yorum yok.